Panik atak, Kaygı, Endişe

 

Panik bozukluğu kendiliğinden ortaya çıkan, beklenmedik panik ataklarının olması ile kendini gösterir. Panik atakları, oldukça kısa süren yoğun kaygı ya da korku dönemleridir. Çarpıntı, sık nefes alıp verme gibi belirtiler buna eşlik eder. Panik atakları olan hastalar çoğu zaman iç hastalıkları kliniklerine ya da acillere başvurdukları için çok değişik hastalık tanılarıyla farklı tedaviler görmektedirler. Bu hastalara bir çok tahlil yapılmakta ve maalesef çoğu zaman yanlış teşhisler konmaktadır.

Panik atak  sıklığı genelde değişkendir. Tek bir günde birden çok atak yaşanabileceği gibi, bütün bir yıl içerisinde sadece birkaç atak geçiren kişiler de olabilir. Panik ataklar sadece panik bozukluğa özgü olmadıklarından kesin tanı için yeterli değillerdir. Panik ataklar, bir çok psikiyatrik bozuklukta görülebilir; özgül fobi, sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluklar gibi…

En ideal yöntem ilaçlı tedavinin yanı sıra hipnoterapi destekli bilişsel-davranışçı psikoterapilerdir. Yalnız başına ilaçların önemli bir etkisi yoktur.İlaçlar psikoterapiye destek olarak kullanılabilirler. Fobik bozukluklar genelde süregen rahatsızlıklar oldukları için tedavide yalnız başına ilaçlara dayanmak rahatsızlığın daha da uzamasına ya da hastanın ilaç bağımlısı olmasına yol açabilir. Merkezimizde  hastalarıma  hipnoterapi destekli bilişsel-davranışçı psikoterapiler uyguluyorum . Genelde 5 – 7 seansta iyi sonuçlar elde etmeye yetmektedir.

Panik bozukluğunda panik atağın sıklıkları değişkendir. Haftalar ve aylar boyunca hiç atağın olmadığı dönemler yaşanabileceği gibi, her gün birkaç atakla da karşılaşılabilir. Panik bozukluğu olan kişilerin yaklaşık %60’ında majör depresif bozukluk ortaya çıkar. Ağır agorafobisi (açık alan korkusu,dışarı çıkamama) olanlarda panik bozukluğu sıklıkla diğer anksiyete bozukluklarıyla birlikte de görülür. Panik bozukluğu olan kişilerin % 15-30’unda sosyal fobi, % 8-10’unda obsesif-kompulsif bozukluk, %10-20’inde özgül fobi ve %25’de yaygın anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmiştir.

Tedavi sonrası hastalığın tekrarlama riski az da olsa vardır. Özellikle sadece ilaçlı tedavi uygulandığında yeterli güven ortamı oluşmadığından geri dönüşler daha kolay hale gelmektedir. Hipnozla desteklenen psikoterapi yöntemlerinde ise geri dönüşler daha zor olmaktadır. Panik atak krizi esnasında görünen belirtiler ise o kişide panik atak yaratan geçmiş olaylarda yaşanan olaylarla bağlantılı sıkışmış kalmış duyguların boşalma çabasından başka bir şey değildir. Bu duygular hipnoz tedavisi sırasında tedaviyi başarılı kılmada çok işe yararlar. Boğazda tıkanma hissi kişinin geçmişte bunu yaratan ilk olaylarda bağırması ya da bir şey söylemesi gereken ortamda bu eylemi gerçekleştirememiş olmasıdır. Korktuğu halde bağıramamış, yanıt verememiş, ağlayamamıştır. Ve sıkışmış tepki olumsuz duygu haline dönmüştür. Yani geçmişin hipnoz hali devam eder. Zaten panik atak krizi başlı başına hipnoz halidir. Bilincimizle kontrol edemediğimiz her durumda hipnoz hali var demektir. Biz de hastanın oluşturduğu bu hipnoz halini, hipnoterapi ile çözmekteyiz.Panik atak sırasındaki korku hali gerçek korku değildir.gerçek korku,hayatta kalabilmemiz için gereklidir.Ormanda ayıyla karşılaştığımızda korkmamız normaldir,bu gerçek korkudur. Hipnoterapi,gerçekle bağdaşmayan bu olumsuz duyguları bilinçaltından kaldırmaya yarar,bilinçaltına artık tehlike olmadığını öğretir. 

 

Leave a reply